top of page
Ara
  • Mert

Köyde Müzik: Nasıl? Niçin?

Merhaba, bendeniz Mert Topel. Fethiye Yeşilüzümlü'ye göç etmiş İstanbul'lu bir müzisyenim. Yeşilüzümlü'de müzik yapmanın nasılları ve niçinleri hakkında bir yazı yazmamı istedi sevgili Can. Kahve evreninin dışında kendisi de benim gibi tutkulu bir müzisyendir.

"Niçin?"den başlayalım: 1970 yılında İstanbul Suadiye'de iki katlı sevimli bir evde dünyaya geldim. O ev yıkıldı. İlkokulu Suadiye ve Bostancı'da iki ayrı okulda tamamladım. Her ikisi de yıkıldı. Ortaöğrenim yıllarımda başka bir Bostancı binasında otururduk. O da gitti. Ortaokul ve liseyi Kadıköy'de okudum. Ortaokul binamız yıkıldı. Lise binası şimdilik dozerlere direniyor ya da an itibarıyla yıkılmakta olabilir. Ya, bugüne kadar hep kartondan binalarda oturmuşuz veya yapılanı yıkmaya olan aşkımızın önüne bir türlü geçemiyoruz. İmar etmek yerine fethetmekle övünen bir toplum için aslında gayet doğal. Doğduğum büyüdüğüm İstanbul'dan geriye hemen hiç bir mekan kalmadı. İlk gittiğim postane, ilk gittiğim pastane, trene bindiğim ilk istasyon, otogar, havaalanı, Taksim Meydanı, her şey, her yer yıkıldı. Gözden kaçanlar da şu anda yıkılmaya devam ediliyor. Onlarla beraber sıcak, buruk, bütün anılar ve bir ömrün ayak izleri silindi. Artık İstanbul bana neredeyse tamamen yabancı bir şehir. Şimdilik bir Ayasofya'ya güveniyorum, muhtemelen onu hemen yıkmazlar. Sözün gelimi, hiç gitmediğim Yozgat'a taşınsam, bundan daha fazla yabancı hissedeceğimi zannetmiyorum. Ailemin de erken kaybıyla iyice zayıflayan bağlar, Fethiye coğrafyasının çekim gücüne dayanamayarak koptular. Yeşilüzümlü'ye gelişim bundandır.

"Nasıl?"a gelirsek: Müzik çok geniş bir kavram. Servis minibüsünün geri vites melodisinden milli marşlara kadar, ahenkli zaman ve tonlarla bize ulaşan organize her ses müziğe girer. Kimi hizmet odaklıdır, kimi eğlence, kimi sofistike duyguları hedefler, kimi bebek uyutur.

Uzun yıllar, müziğin hizmet branşında çalıştım. Yaşantımın bu devrinde ise, seslerle oynamak, deneyler yapmak ve başarabilirsem bu faaliyetleri sanatsal bir boyuta taşımak için en az ihtiyacım olan şey yeni İstanbul. Stüdyomu köye taşımak, buradaki eve elektrik ve internet bağlatmaktan ibaret bir işti. Yeşilüzümlü'ye taşındığımdan beri dört albüm çıkardım. İstanbul'da bu süreyi aracınızı park edecek yer aramakla geçirirsiniz. İnternet sayesinde yan odadaki eşime de, Los Angeles'teki tonmeisterime de aynı mesafedeyim.

Doğrudan müzik üretimi ile ilgili görünmeyebilir ama, kafamı müzikten boşaltmak için motosiklet sürerim. Burada kapımın önünden keyif rotam başlıyor. İstanbul'da benzer tip bir rotanın başlangıcına varana kadar en az bir kere ölüm tehlikesi atlatırsınız. Burada ise en büyük sorun hangi rotaya gideceğinize karar vermek. Kaş? Dalyan? Selimiye? Kekova? Datça? Deniz ve kum detaylarına hiç girmeyelim zaten, ayıp olur.

Ne var ki Yeşilüzümlü tipi hayat, derin bir iç dünyası olup kendini keşfetmeye meraklı bireyler için uygun. Kimi insanlar kalabalıklarla mutlu olurlar, dışardan gelecek enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu da gayet normal ama bu tip ruhlar için pastoral hayat bir hafta sonra verimsiz ve tatsız gelmeye başlayacaktır.

Ha, kimdir bu adam, neyin nesidir, bugüne kadar neler yapmış derseniz www.merttopel.com'a göz atabilirsiniz. Şimdilik bu kadar, önümüzdeki yazımda Uranüs'te bir Satürnlü'nün hikayesini yazacağım. 

  Sağlıcakla kalın.

264 görüntüleme

Comments


Commenting has been turned off.
bottom of page